28 Temmuz 2014 Pazartesi

Hayat Bayram Olsa



Mutlu, musmutlu, dedeli, anneanneli, babaanneli, analı, babalı, halalı, amcalı, teyzeli, dayılı, evlatlı, torunlu...

Huzurlu, kalabalık, ikramlı, harçlıklı, el öpenlerin de öptürenlerin de çok olduğu...

Tatlı yiyip tatlı konuşulan, sofradakilerin ihtiyaçlı kimselerle de paylaşıldığı...

Rahmet isteyen her bir göç etmiş kahramanın ziyaret edildiği...

Şekerleme reklamlarındaki gibi hiçbir aile büyüğünün ziyaretçisiz ve boynu bükük kalmadığı...

Renkli çiçeklerin süslediği bayram evlerinin duvarlarına sıcaklık işlemiş...

Mutfaklarından gelen iştah kabartan kokuların baş döndürdüğü...

Hastaların taburcu olduğu, sağlıklı haberlerin müjdelendiği...

Kazadan, beladan uzak...

Her seneye nasip olan...

Yaşadığımız her an ve anıya şükredeceğimiz...

Beyaz, bembeyaz barış güvercinlerinin uçacağı bir bayram diliyorum. 

Not: Bir kapısı olsaydı şehrimin şu an tereddütsüz kilitlerdim:)
Tatile gidenlerin ardından çırılçıplak bir İstanbul'da keyif yapmak, istediğin restoranın deniz kenarına en yakın yerinde saatlerce oturmak, arabayı istediğin yere parketmek, ibb trafiği yemyeşil görmek ve bisikletle caddelerin tam ortasında korna yemeden gezmekte bir bayram:) 

O zaman ne diyoruz? 

Hepimize iyi bayramlar. 

22 Temmuz 2014 Salı

Hayat Güzeldir

Sevgi, birinin saniyelerle yarışarak seni araması, meraktan yerinde duramamasıysa...

Güven, senin için senden daha çok endişelenen bir çemberle çevrilmekse...

Dostun, sana birşey olmasın diye tahtalara vuransa elini...

Huzur, en derininde, taa kalbinde gizliyse...

Hüzün, bir süreliğine izin vermişse sana, saklanmışsa incecik bir tülün ardına...

Ne kadar uzakta olursan ol, hala annenin yumuşacık sesiyse seni sakinleştiren...

Aniden yükselip, aniden yatışıyorsa tüm korkuların...

Ve telefonundan sıcacık bir samimiyet geçiyorsa ruhuna...

Güneş ısıtıyorsa üşüyen her bir hücreni...

"Ben yanındayım" diyen her temiz kalp için 

Buz gibi bir bardak al eline
Kapa gözlerini
Aç en sevdiğin müziği
Ve şükret

Yaşıyorsun demektir. 

18 Temmuz 2014 Cuma

Teşekkür Ederim

Teşekkür etmek istiyorum.

Blr haftadır susmayan telefonlar, sayısız arkadaşlık isteği ve destek mesajları için gerçekten toplu teşekkür etmek istiyorum.
Çok şükür ki benim ne demek istediğimi anlayanların oranı, anlamak istemeyenlerin oranını döver. 
Ne halk kahramanıyım, ne cemaat sözcüsü, ne barış elçisi... 
Sadece duygularımdı kalemimden dökülen. 
İyi ki de dökülmüş, harika insanlarla iletişime geçtim. 
İnanılır gibi değildi ama Moskova, Bakü, Toronto, Fransa gibi yurtdışında yaşayan kişilerden tebrik ve destek mesajları yağdı. 
Endonezya, Çin, Birleşik Krallık, Yunanistan, Polonya, Amerika, Meksika, İsviçre blogumu tıkladı. 
Yazı iki günde 10.000 e yakın görüntülenme aldı. 
Çok mutlu oldum inanın umut doldum...
Herkese cevap yazmaya çalıştım, gözümden kaçıp yazamadığım olmuşsa bağışlasın lütfen. 

Ve tabii ki madalyonun öbür yüzü az da olsa gösterdi kendini. 

İnşallah ölürsün, aç kalırsın, baban tutuklanır gibi mesajlara verilecek cevabım yoktur. 

Uğur Koşar okuyucusuyum. 
"Allah De Ötesini Bırak" en sevdiğim kitap, kalbi yumuşatmaya iyi geliyor, tavsiye ederim. 

"Sen boşver bu işleri, aşk meşk yaz" demiş biri de ... 

Küçümsediği ben miyim, aşk mı bilemedim.. 
Ancak keşke "aşk" ima ettiği kadar basit ve sıradan bir konu olsaydı. 
Oysa bence o da yüzyıllardır süregelen, toplumların kaderini değiştirmiş, gayet komplike ve iki artı iki dört etmeyen bir konu. 

Şu an aşktan bahsetmiyim ama satırlarımı belki gülümseyerek, aşkla bitirebilirim. 

İlk erkek arkadaşım, ilk aşkım dindaşım değildi. 
Heyecandan ölürdüm her buluşmamızda, gizli kapaklıydı, daha da heyecanlı oluyordu haliyle. 
Çok güzel yıllar paylaştık. 
Dün gibi gözümde. 
Beraber büyümüş gibiydik. 
Derken o oldu bu oldu ve ayrıldık. 
Bir daha da kimseye o kadar saf duygularla aşık olamadım. 
Belki okuyordur, buradan selam olsun ona. 
Her neredeysen umarım keyfin yerindedir ve çok iyisindir. 
Bil ki genç kızlık hatıralarımın en beyaz en saf yeri sensin. 

Sayfama konuk olan herkese satırlarım açıktır, iletişim içerisinde olduğumuz için de müthiş heyecanlı ve mutluyum. Yepyeni insanlar tanıdım şimdi bunun tadını çıkarma vakti. 

Geleceğe Not: 
Son gelişmeler ve çaresizliğin resmedilmiş kareleri iç burkuyor, kalp deliyor, insanı delirtiyor. 
Çok ama çok üzgünüm olanlar için. 
Kimsenin bunları haketmediğini düşünüyorum. 
Güzel günler gelsin istiyorum, hadi nolur "yeter" diyorum. 
Dualarım korkudan titreyen ve ağlayan her çocuk için. 
Umarım, kimsenin kalbi ve inancı ölen çocuklar için üzülemeyecek kadar taşlaşmış olmasın. 
Diliyorum, canı gönülden diliyorum. 
Bir gün devletleri "tek bir çocuk bile öldüğünde yaşamaktan utananlar" yönetsin, yönetebilsin, bunu gerçekten diliyorum. 
Barış dolu, omuz omuza yarınlara.

Sevgilerimle...



11 Temmuz 2014 Cuma

Yıldız Tilbe'lere Not

Ne kadar acı, ne kadar gaddar, ne kadar kalpsiz açıklamalar okuduk, ne kadar talihsiz, ne kadar cahilce hem de bir "sanatçı"nın kişisel iletişim sayfasından...
Yıldız Tilbe'nin neler dediğini tekrar buraya yazıp sayfamı kirletmek istemiyorum ama esefle kınadığımı ve okudukça da düştüğüm hayreti paylaşmak istedim.

Bu nasıl bir nefret? 
Bu neyin hıncı, garezi? 
Bu nasıl merhametsiz ve cahil bir beyin? 
Bu nasıl bir kara kalp? 

Sen mi yazıyorsun gerçekten o aşk dolu sözleri, şarkıları? 
Kalbinin hangi yeri sustu da bu derece kindar oldun? 

Müslüman, yahudi, ermeni, hristiyan, alevi, sunni kimse kim, ne farkeder? 
Sonuç insanlar ölüyor ve sen sevinebiliyorsun, ohh iyi ki ölmüş canıma değsin diyebiliyorsun, Hitleri alkışlayabiliyorsun, hatta yaptıklarını az bile buluyorsun. 
Elinde olsa daha beterini sen yapacaksın yani? 
Ve senin adının önüne "sanatçı" ibaresi konuluyor. 
Sensin yani bu topluma ışık tutan, geleceğe örnek olan, yaptıkları ve yapacaklarıyla ölümsüzleşecek olan!!!
Acaba koysam önüne üç tane siyah beyaz resim hangisi Hitler çıkarabilir misin? 
Sana "Hitler neler yapmış niye yapmış allahaşkına anlatsana" desem, iki cümleden öteye geçer mi genel kültürün? 
Neyin kafasındayken, hangi dünyadan yazıyorsun o satırları acaba? 
Senin dinin sana nefreti mi buyuruyor? 
Senin Tanrı'n sana diktatörlüğü mü emrediyor?
Ben üç dini de okudum, senin ki hangisi çıkaramadım ama. 
Benim ne dinim ne inancım ne de kişiliğim kötüye kötülükle cevap vermeyi öğretmedi bana. 
Sen şöyle iğrençsin böyle zavallısın gibi hakaretlerle kendimi yıpratamayacağım çünkü o kadar değerli bir şahıs değilsin ama bil istiyorum... 
Sen ve senin gibi düşünenler okusun istiyorum. 

Şu an akrabalarım İsrail'de bomba sesleriyle yatıp kalkıyorlar, güvende olduklarını biliyorum ama onlar adına endişeleniyorum, korkuyorum.
Arkadaşlarım dünyanın en keyifli aktivitesi için, harika bir dans festivali için ordalar, onların da güvende olduklarını biliyorum ama sirenler çalıyor, sığınaklara inip çıkıyorlar, dualarım onlarla beraber, korkuyorum.
Bir kalbim olduğu için Filistin'de patlayan bombalar için de korkuyorum, güvendeler mi bilmiyorum, inşallah kimse ölmez diyorum. Ağlayan bir iki çocuk resmi görünce lütfen dünyada barış olsun diye dilemekten başka ne kalıyor geriye? 
Ohhh iyi ki öldüler, gebersinler mi diyeyim? Bu mu insanlık anlayamıyorum. 

Bizim medya, dünyanın en taraflı yayınlarını yapıyor. 
Geçenlerde İsrail'de ikisi 16 biri 18 yaşında olan üç genç, okul dönüşü yolda kaçırılıp, öldürülüp kuyulara atıldı. Facebook sayfasında bunu paylaşanlar sayesinde bundan haberdar olan Müslüman arkadaşlarım "n'olmuş ya, kim o çocuklar?" diye sordular. 
Çünkü kimsenin haberi yok. 
Sadece İsrail, Filistin' i bombalıyor, ah nasıl da kötü insanlar sanılıyor. 
Kim ki o çocuklar? 
O çocuklar sadece İsrail'de yani bir savaş ülkesinde doğmuş olmanın bedelini okuldan eve dönerken ödeyen üç çocuk. 
Hangi gazete yazdı, hangi haber bülteninde ağlayan İsrailli bir anne var? 
Ama İsrail askerinin tüm uyarılarına rağmen sınırda gezen çocuğu dövdüğü sahneler defalarca kez gösteriliyor. 
Tüm haber spikerleri en acıklı mimikleriyle "ve yine bir Filistin'li çocuk suçsuz olmasına rağmen hunharca katledildi" anonsunu geçiyor. 
Yahu haber ediyor, şu evin orayı boşaltın, bombalayacağım deniliyor, ne kadar kibar İsrail askeri, davetiye gönderiyor demiyorum ama çok seviyorsan ve önemsiyorsan halkını koru, çek oradan diyor, önceden haber veriyor, sen ne yapıyorsun? 
Tüm çocukları koyuyorsun verilen adrese sonra eyvah çocuklar öldü. 
Kimseyi ve hiçbir kesimi korumuyorum, sadece her haber bu derece taraflı yapılırsa böyle kötü kalp sahipleri artar, artacaktır. Bu korkunç birşey, barışa yaklaşacağımıza, uzaklaşıyoruz.
Ona üzülüyorum. 

Benim çevremde hiç ırkçı biri olmadı, hayatımda dinimi, inancımı savunmam gerekecek bir durumda da hiç kalmadım ve bu konuda şanslıyım. 
Son derece medeni ortamlarda, benden bile daha medeni insanlarla örülü çevrelerde bulundum. 

Dilerim, bu gibi düşüncelere sahip olan, ayrımcılık ve ırkçılık ateşiyle yanan insanların da dünyasına güneş doğar, yürekleri parlar, evleri, düşünceleri aydınlanır. 
Kalplerine sevgi tohumları ekilir, hayatlarında barış rüzgarları eser. 
Anlayış, hoşgörü ve empatiyle yaşayıp hayata baktıkları pencereyi değiştirirler. 
Dostluğun, arkadaşlığın, insanlığın ayrı dinlerde olup aynı dili konuşabileceği bilinci tüm zihinlere yerleşir.

Ne denir başka? Allah duaları kabul etsin ve bitmez denilen savaş bitsin!






Deli Kadın

En altta okuyacağınız paragrafı ben yazmadım, sadece deli bir kız arkadaşımdan gelen mail bu. 
Gülümseyerek okudum, hoşuma gitti satırlar, ben de deli kadın mıyım acaba diye sordum. 
Gerçekten güzel sever miyim yoksa beceremem vazgeçer gider miyim...

"Zaman" mutlaka beni haklı mı çıkaracak acaba, ya da haklı çıksam ne olur çıkmazsam ne olur diye düşündüm...

Bir şeye "hayır" dediğim de neden bir daha ikna olmuyorum, bu iyi bir huy mu diye düşündüm... 
Karşımda ağzıyla kuş tutsun, bana mantıksız geliyorsa bitmiştir, konuyu ilelebet kapatabilirim. 
Bu belki de pek deli bir huy galiba. 
İkna olmak lazım bazen...

En hoşuma giden "deli kadın" huyu "düz, dümdüz" olması sanırım. 
Düz, dümdüz olmak... 
Gözlerinden ruh halinin üç saniyede anlaşılması, "ben asla numara yapamam" değil konu...
Yapılır da, buna gerek yok... 
Neyse o, üzgünse üzgün, süzgünse süzgün. 
Sahte kahkaha ve mutluluk gösterisi emanet durur deli kadında. 
İstemem, ne sahte arkadaş, ne sahte aşk, ne sahte gülücük, ne sahte öpücük. 

Bence deli kadının en büyük mutluluğu onu delilikleriyle, çılgınlıklarıyla seven ve onunla beraber delirmekten keyif alan yakınlarının olmasıdır.

Ve her kadın delidir biraz. 

Bir laf eder, bir espri yapar. Rezil de olabilir, vezir de... 
Vezir olursa "bana ne", rezil olursa "sana ne" der. 
Tam gaz yola devam eder.

Hamile kalır, ne bakacak hali vardır ne parası bazen de ne kocası. 
Doğurur, bakar da. Çünkü delidir. 

Koca çeker gider, nedenini bilmez bile bazen, daha çok çalışır, hem anne olur, hem baba, hem adam olur, hem kadın. Delidir, becerir de, ne gelirse elinden yapar. 

Bir bebek kucakta, bir çocuk kolunda alışverişe çıkar, tatile çıkar, caddeye çıkar, dağa çıkar, yorulmaz, kamp yapar, çadır kurar, maceracıdır, denize atlar, hepsine aynı anda dondurma yedirmeye bir de üstlerini kirletmemeye çalışır, bütün parasını çocuğuna harcar, kendi bakakalır, bir de üzerine bir daha hamile kalır, var böyle kadınlar, deli kadınlar:)


Çok hoş biriyle beraberdir, herkes hayrandır ama onun aşkı bitmiştir, bir duygusu kalmamıştır. 
Bırakır adamı. 
Millet şoka girer, ah vah nasıl bırakılır bu adam, çıldırır...
Deli kadın çoktan yelkenlisiyle açılmıştır, kimseyi dinlemez, güler ve yüreğinin götürdüğü yere gider. 
Neden? Deli çünkü:))

Ve asla kuralları yoktur deli kadının, sivri köşeleri de... 
Markete kırmızı rujla gidebilir, evde oturmak için saçına fön çektirebilir, gece çıkarken lastik tokayla at kuyruğu yapabilir, bir anda valiz yapıp yola çıkabilir, şişmanım diye ağlayabilir, belki bir gün lazım olur deyip kendine iki beden küçük pantalon alabilir, bir alışveriş merkezinin lavabosunda hazırlanıp aniden gecelere akabilir. Herşeyi yapabilir, "imkansız" onun sözlüğünde hiç var olmamış bir kelimedir. 
Neden? Çünkü deli:)


Delirmek güzeldir diye düşünüyorum ve sizi mail'de gelen satırlarla başbaşa bırakıyorum.

"DELİ KADIN' lar, GÜZEL severler…..
DELİ KADIN' lar dümdüz KADIN' lardır..
HİLE' ye HURDA' ya ihtiyaç duymazlar..
Sizden bir şey istediğinde,
hiçbir AYAK OYUNU' na ya da,
hesaplamaya gerek duymadan ister…..
Bir şeyi RED' dettiğinde de,
bunu yine aynı DÜZ' lükte reddederler..
Öldür ALLAH, ikna edemezsiniz..
Çünkü sizin dünyanızın GÜCÜ,
onu İKNA etmeye yetmez..
Dedik ya; zaman mutlaka DELİ KADIN' ı haklı çıkaracaktır..
Para, pul, kariyer, kimlik, ulus, sınır…
Ev, mal, mülk vs. ile asla işi olmaz…
Bu açıdan ULUS' suzdurlar,
onları dünyanın neresinde görürseniz görün,
ŞIP diye tanırsınız..
Çünkü ne kahkahaları TUTSAK;
ne gözyaşları SINIR' lı,
ne arzuları MAHPUS,
ne öfkeleri PRANGA' lıdır..
Bu duygu durumlarından herhangi birini;
herhangi bir MEKAN' da,
kişi sayısı fark etmeksizin TAK.. diye önünüze koyarlar…
Sevecekse orta yerde SEVECEK' tir;
her şeyin içinde, herkesin içinde....
DÖVÜŞECEK' se de yine orta yerde…..!!"


Anette Inselberg

4 Temmuz 2014 Cuma

Ana Oğul


Mine 

Tanıdığımdan beri iki mavi gözü hep ıslak olan çok güzel bir kadın, çok özel bir anne.

İki tane aslan gibi oğlunu harika bir şekilde büyütmüş, hayatı ve getirdiklerini sırtlamış, omuzunda taşıdığı yüklerle her geçen gün daha cesurlaşmış bir yürek. 
Hem de "tek tabanca" bir yürek. 

Küçük oğlu Cihan, küçük dediğim 23 yaşında genç, dövmeli ve yakışıklı bir adam, Fransız kolejinden mezun, üniversiteye tam başlıyor...
Dilim varmıyor ama ansızın mayın tarlasına düşüyor ve o lanet moda hastalığa yakalanıyor. 
Gerçi bunun beklenen zamanı yoktur sanırım, kimseye yakışmayan bir illet bu. 
Her yaşıtının yaşadığı gibi kısaca hakettiği gibi yaşamak istiyor, eğitimine devam etmek istiyor, gezmek, dağıtmak, özgür olmak istiyor, yurtdışına çıkmak istiyor ama maalesef bu ara pek mümkün olamıyor. 
Uzun bir zamandır solukları tutuk. 
Çünkü savaş zamanı. 
Yıkılmadım ayaktayım deme zamanı. 
Daha çok dua etme, daha derinden isteme zamanı. 
Bu uzun soluklu bir maraton.
Kalbini tertemiz tutma zamanı. 
Cihan hayata bir süredir tek bacağıyla kafa tutuyor. 
İkinci bacağı artık yüreği ve inancı.
Aslında kıpır kıpır bir adam ama sıkılmış, o yüzden biraz sessiz, çok konuşmuyor, biraz içine atıyor. 
Çok üzgün, kızgın, hayal kırıklığına uğramış gibi. 
Bunları haketmediğini düşünüyor, çok haklı. 
Ama sabırlı ve çok güçlü. 
Bilinçli ve mantıklı bir adam. 
Ve annesi Mine'ye aşık, yakında annesinin suretini vücuduna kazımaya hazırlanıyor. 

Biliyor ki karanlıklar aydınlığa kavuşmak içindir. 
Görüyor ki sadece çok özel, seçilmiş insanlar bu kadar büyük sınavlar atlatırlar. 
Duyuyor ki sabrın sonu selamettir ve karşımızda eskisi gibi dimdik dikileceği günler de elbet gelecektir. 
İnanıyor ki Allah çok büyük, hatta en büyük, kuluna derdini dermanıyla verendir. 

Mine...
İmkanı olsa sadece bacağını değil, kolunu, gözünü, ayağını, tüm vücudunu Cihan'a vermeye hazır, "keşke bu bana olsaydı ona olmasaydı" diyen bir anne. 
Oğluna bakıp "seni iyi ki doğurmuşum" diyen çok tatlı bir kadın.
Her anne gibi mi bilemem...
Çok fedakar, çok hassas, kapı gibi sağlam, kalbi Ci-Han diye ritim tutan,  onun derdini giymiş, ondan daha çok ağlayan, oğlu yeter ki gülsün diye dört dönen, en iyi günü bile parçalı bulutlu bir anne.
Bu sene tanıştığım yepyeni bir arkadaşım Mine. 
Özel günler paylaştık, koridorlar arşınladık, kahveler içtik, sohbetler ettik, dedikodu yaptık, güldük, ağladık, kitaplar hakkında konuştuk, hayatımızı birbirimize anlattık. 

Bu ana oğulu çok seviyorum. Tanışmış olmamız bir tesadüf değil, mutlaka bir nedeni vardır ve sebebi her ne ise "iyi ki" dir diye inanıyorum. 

İlaç, doktor, tedavi, bakım, tıp çok şeydir ama herşey değildir, bence...
Mücadele ve inanç olmadan aspirinin bile işe yaramayacağı aşikar. 
Duasını aldıklarımızla uzuyor günler, ömüre ömür katılıyor.
Görüyoruz, yaşıyoruz...

Hazır çok dua edilen bir dönemdeyiz, tüm hastalara şifa diliyoruz, herkes Cihan ve Mine için en güzel enerjileri gönderebilir mi? Bugünün tüm duaları benim yakışıklı Cihan'ıma gidebilir mi? 

Canım Cihan, hep gül istiyorum, bana abla dediğinde çok mutlu oluyorum, ilk kez birinin ablasıyım, çok güzelmiş, ne mutlu bana. Tam istediğin gibi en kısa zamanda bu kabustan uyanmanı diliyorum. Bir zahmet ayağa kaltığında beni dansa götürmeni bekliyorum:) 

Mine'cim, sen gördüğüm en melek annesin, artık ağlamamanı çok istiyorum, tüm gözyaşlarını her daim 
mutluluktan akıtmanı diliyorum. 
Allah iki oğlunu da eksik etmesin canım benim.

Şimdi bu yazıyı okuyan herkes taaa en derinden Cihan'a şifa dileyecek ve göreceksin bu çok işe yarayacak, ne demiştik geçen gün: "inanç kader değiştirir". 

Hayat son sözünü henüz söylemeden sakın ama sakın karamsarlığa kapılmamak lazım, her daim iyi dileklerimle yanınızda olmaya çalışacağım. 

Tüm kalbimle...

Cihan&Mine ikinizi de çok seviyorum.


27 Haziran 2014 Cuma

11 Ayın Sultanı

Burası Ağlama Duvarı, Kudüs.
Taa yüreğinin en derininden sızım sızım sızlayan dilekler başlıyor insanın içinde kıpırdamaya.
Tam duvarın arkasında Mescit-i Aksa var. Nasıl güzel...
Cuma günleri tüm dualar, sesler, şükürler birbirine karışıyor.
Bir yanda şabat duası, bir yanda Ramazan.
Müthiş bir mozaik, bedenini saran tek duygu huzur.
Böyle bir güzellik yok. Gözleri doluyor insanın, içi sıcacık oluyor...
O duvarı kaldırsak beraber edebilir miyiz duayı acaba?


Geçen yıl Ramazan Bayramı ve Cuma Namazı, dualar ve iyi dilekler havada uçuşurken
 
 
 
Benim için çok kıymetli olan tüm müslüman dostlarım, kardeşlerim...

Her İsrail'e gittiğimde benden uğuruna inandıkları kırmızı ipten istediler, getirdim.
Her kandil'de, kadir gecesi'nde bende onlardan dua istedim.
Hayat paylaşınca güzel, buna inandım.

BİZ yıllardır "biz/siz" olmaksızın, elele, yürek yüreğe yaşıyoruz.
Bu ülkeyi seviyorum, benim evim Türkiye.
Ülkece yaşayacağımız her iyi günde ve zorlukta kendimi buradan başka bir yerde görmek istemiyorum.
Tüm bayramları, seyranları, başarıları ve güçlükleri beraber yaşayalım istiyorum.

Dinimiz inancımızdır, inancımız yüreğimiz.
Ve ben yüreğimden diliyorum;
Bu uzun ve sıcak Ramazan günlerinde Allah oruç tutan her kuluna güç versin,
Niyet edip tutamayanlara sağlık, sıhhat versin,
İçinde bu inancı hissedip, güzel dileklerini evrene bırakanlara tez zamanda çare gelsin.
Sakin sahurlar, kalabalık iftarlar, huzurlu ve bereketli sofralar olsun.
Belli hiç kolay olmayacak ama bu bir ay kolay olsun, lütfen olsun.
Elele, kalp kalbe dilersek belki dilekler daha hızlı gerçekleşir.
Herkese hayırlı Ramazanlar dilerim.



Not: Mine ve Cihan, tüm kalbimle, ilk geceki dualarım sizin için...