20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bir Kadeh


Kendine de sormalı insan. 
Bütün gün sağa sola sorduğu tüm soruları kendine de sormalı. 

Başbaşa kalmalı kendiyle, sessizce hesaplaşmalı. 

İtiraf etmeli, kabul etmeli, hatasıyla, kusuruyla sevmeli kendini. 

Sırlarını ilk kendine vermeli, bazen duygularını kendine saklamaya söz vermeli.

Konuşmalı kendiyle, savaşmalı, barışmalı, tanımalı, kucaklamalı kendini. 

Sahip çıkmalı, hayatına, aklına, fikrine, ruhuna sımsıkı tutunmalı. 

Sallanmalı bazen, düşmeli, devrilmeli, kalkmalı sonra. 

Durup bakmalı, ilk aklına gelen manzaraya, akıp giden zamana, değişen, güzelleşen, olgunlaşan dünyasına. 

İki satır yazmalı bir kenara, kendinden bir iz bırakmalı insan. 

Yine teşekkür etmeli o içindeki güce.

Ve bir içki ısmarlamalı kendine, keyif yapmalı, durmalı gün ortasında. 

Birazdan batacak olan güneşi yarın sabah yine görebilecek mi diye sormalı, umut dolmalı. 

Heyecanlanmalı gelecek için, benden geçti artık dememeli, kimseden birşey geçmedi çünkü...

Sıradan bir gün yok, bilmeli insan, her geçen gün ömürdür ve ömür bugündür,  bunu hatırlamalı, minnet duymalı insan. 



18 Ağustos 2014 Pazartesi

Kaş

 
Kaş. Karıştır harfleri. Aşk
Mavinin her tonuna, içsem olur mu diye düşündüğün denizin suyuna, çevrenin dinginliğine aşık olunacak minicik turistik bir ilçe.
Yaz günü Antalya'ya gitmeme yemini etmiştim ama renklerine kandığım Kaş'a iyi ki gitmişim dedim. 
İç sesim bu yaşıma kadar bana "Bodrum'dan başka bir yere gidersen taş olursun, ayakların yan basar" dedi sanırım, kendimi yıllardır oraya adadım. 
Ve oraya aşığım,o başka.
Ama gidip görmediğimiz nereler varmış hayret içerisindeyim.
Kabul ediyorum gitmek zor.
Önce Dalaman'a uçuyorsun ve ordan da Kaş'a transfer oluyorsun.
Tam 2,5 saat süren bir araba yolculuğu ve yollar o kadar engebeli ki haliyle yoruluyorsun.
Ama yorulmadan henüz güzel birşey elde ettiğimizi hatırlamıyorum. 
Gidiyorsun, gidiyorsun, bitmiyor.
Batık Şehir Liman
Derken o dağların eteklerindeki sis perdesi kalkıyor ve karşına coğrafik yapısını isminden alan "Kaş" çıkıyor.
Bütün otel ve pansiyonlar yamaçlarda ve sen her sabah gözlerini kamaştıran bir manzaraya uyanıyorsun.
Küçük Çakıl, Büyük Çakıl, Kaputaş ve Patara Plajları oranın en görülesi, gidilesi ve yüzülesi yerleri.
İşin ilginci sakin ve daha bakir diye düşündüğün bu kasaba gibi yerde kalmak hiç ucuz değil. 
Şık görünümlü otellerin geceliği 500 tl. Ortalama olanlarda fiyatlar aşağıya iniyor.
Ve otellerle ilgili bir dezavantaj: Odalar tepede ve odana varana kadar sayısız merdiven çıkıyorsun. 
Dolayısıyla tatilde kilo almıyorsun bunu da avantaja çevirebiliriz:)
bakmalara doyum olmayan manzaralar
Ne "Yok"?
 
Beach party yok, arka fonda sadece ruhunu besleyen bir müzik var.
Kop kop kopmak yok, sabahın köründe kalkıp dalış yapmak var, kano yapmak var, parasailing var, Meis Adası'na geçiş yapmak var. 
Şişkoluk yok, hava aşırı sıcak olduğu için gündüzleri pek yemek yenmiyor. Paranla rezil olmak yok, bütün gün sıvı tüketiyorsun ve bir frozen 30 tl değil, içkiler fahiş fiyatta değil, sipariş verdikten beş dakika sonra yediğin önünde yemediğin arkanda. 
Plaj kapılarında güvenlik yok, dolayısıyla hem kazık hem dayak yemek yok. 
Bugün ne giysem diye bir soru yok, şort, askılı bir t-shirt ve parmak arası terlik buranın üniforması. 
Beach yok, plaj var ve girmek için ya da en önde oturmak için para vermek yok, havlunu koyduğun her yer senindir.
Taşıta gerek yok, taşıtta yok zaten, yürü, her yer beş dakika. Patara ve Kalkan'a geçmek istersen minibüs var ve ulaşım çok ucuz.
 
 
Ne "Var"?
 
Meydan 
Beş adımda bir buzda badem satan amcalar, waffle ve lokma kokan çay bahçeleri, incik boncuk satılan arnavut kaldırımlı taş sokaklar, dondurmacılar, manzaralı romantik bir liman, onlarca değişik kokteyller hazırlayan kafeler ve 50 derece sıcağa rağmen gülümseyebilen bir esnaf grubu var, çok şekerler, tam yazlık mekan.

Küçük Çakıl Plajı
 
Bu koyda bir sürü plaj var. 
Favorim Derya Plajı.
Kum değil, şezlonglar var, iskele var. Son derece rahat ve mavi bir yer. 
Yemekleri çok başarılı, odun ateşinde pizzası mekanda öne çıkıyor.
Her meyveden buzlu içecek yapıyorlar, hepsi de doğal karışımlar ve sunumlar harika. 
Personeli arı gibi çalışıyor ayrıca çok sempatikler. 
Özellikle Tarık, burdan sana selam olsun, tekrar teşekkürler günde sekiz kere buz istememe rağmen yarın yine bekleriz diye bizi uğurladığın için. 
Kaşık Mantı
 
Tam meydanda. Görmemek imkansız. Ev yemekleri yapan bir aile işletmesi.
Bir banka müdürü ve bir galericiden oluşan Sivaslı Değer Ailesi kardeşleri, hanımlarını da ekibe katıp iki yıl önce bu sevimli mekanı açıyorlar. Çocukları dahil herkes işin ucundan tutmuş, sıcak bir ortam oluşmuş.
Menü kalabalık değil, kafa karıştırmıyorlar.
Zeytinyağlı yaprak sarma, biber ve patlıcan dolma ve karnıyarık pilav favoriler.
Fiyatlar ortalama. Lezzet şahane.
 
Mavi Bar
 
Çevrede irili ufaklı barlar var ama her zaman bir tanesi daha çok öne çıkar ya... 
Hah işte Mavi Bar öyle.
Sürekli kalabalık.
Herkesin masasında içki şişeleri ve çekirdek var. 
Son derece sıcak, abartıdan uzak ve müzikli bir yer.
Sevdim burayı.
Akvaryum Koyu
Asmaaltı Restaurant
 
Limanın batısında, asıl kalabalığın tam zıttında kalıyor.
Kayaların arasına sıkıştırılmış gizli ışıklarla ve mumlarla kenar masalar aydınlanıyor.
Öyle bir ambiyans var ki... 
Ay çanak gibi masana düşecek nerdeyse. 
Bir iki kadeh sonra "Denizle mehtap sordular seni neredesin..." diyor ruhun. 
İşte öyle bir yer. 
 
 
Kaputaş Plajı
 
Maldivler'e gitmedim ama burası sanırım Türkiye şubesi.
Mavinin elli tonu diye bir kitap çıkabilir burada:)
Avrupa'nın en iyi 4. dünyanın en iyi 10. Plajı seçilmiş ve Unesco tarafından koruma altına alınmış.
Merkezden minibüs kalkıyor. 
Hem de yirmi dakika da bir.
Ücreti 5 tl, varış süresi yarım saat. 
Minibüsten inince 185 basamak aşağıya inme ve geri tırmanma derdini çekmeye değer, mükemmel bir yer. 
Oraya varınca istersen ringler aracılığıyla 450 metre uzaklıktaki bir mağaraya gidebilirsin.
10 dakikada oradasın.
İçerde yüzlerce resim çekmek mümkün. Kişi başı 25 tl. 
Turun adı Blue Cave Trip.
Gitmeyip Kaputaş'ın tadını da çıkarabilirsin. 
Minder ve şemsiye kiralamak lazım, çok uygun fiyatlar. 
Duş var, hem de suyu Saklıkent'ten geliyor, buz gibi. 
Kum beyaz, su renga-rengarenk, köpüklü dalgalar, sağ sol yamaç ve biraz ötede lüks yatlar. 
Ben anlatacak kelime bulamıyorum, google'a kaputaş yazın ve görsellere bakın.
Lütfen :)
I love selfies:)
 
 
Dövmemizi de yaptırdık





                                                                        Gonca Dülger
 
Genelde tatil beldelerinde çocukların olmazsa olmaz bir aktivitesidir geçici dövme yaptırmak.
Seramik atölyesi olan heykeltraş bir bayan Gonca Hanım. 
Dövmelerime yeni bir tane ekleme peşindeyim, henüz karar veremedim diye bari geçiçi dövme yaptırayım dedim. 
Küme halinde uçuşan martılar yaptırdım elime. 
Fiyatlar 10-50 tl arası değişiyor, kendisi aynı zamanda gerçek dövme de yapıyor. 
Yeri Mavi Bar'ın yan sokağı. 
 
Mey Meze
 
Çarşının içinde Marine Pansiyon'un terasında minik bir bahçe.
Ortalarda, göbekte bir yerde değil, tam kuytuda. 
Turistik değil, lokal bir mekan. 
Eski siyah beyaz Türk filmlerinin döndüğü bir barkovizyonu var.
Sıcaktan eridiğin için kaç kadeh rakı içtiğini sayamıyorsun artık. 
Mey Meze'de Bir Gece
Rakı kadehleri, mezeler ve eski şarkılar derken mazi masaya uğruyor. Çeneler düşüyor. 
Keyif yeri işte. 
Tam çakır keyif yeri:)
10 numara 5 yıldız.
Grand Safari Kekova Turu
Olmazsa olmaz turlar.
Mavinin Elli Tonu
Sadece deniz yoluyla görebileceğin cennetin bir köşesi olan Kekova Batık Şehir turunu yapmadan kimsenin geri döneceğini sanmıyorum zaten.
78 kişi aynı teknede muhteşem bir ambiyans değil. 
Kişi başı 65 tl. Sabah 10.00 da hareket 18.00 varış.
İstersen daha pahalıya daha özel teknelerle ve daha az kişiyle de bu tur gerçekleştirilebilir.
Ben memnun kaldım, hizmetinden de, yemeğinden de, personelinden de, rotasından da...
İlk Yalnız Ada koyunda durduk. 
Sonra Kekova batık şehir, Hamidiye, Kaleköy, Üçağız, tersane, akvaryum ve inönü koylarında demir attık mavinin her tonuna.
Daha önce denizin bu renklerinde hiç yüzmemiştim. 
Neden suya dayanıklı telefon kabı almadım diye delirdim.
Bütün gün boynuna astığı ipli kabıyla suda sayısız resim çeken kadını dikizledim ve bunu kaçırdığıma pişman oldum. 
Dondurmaaaaa
Ve Kaleköy. 
Denizden ulaşılan pansiyon ve kafelerin bulunduğu dünyanın en romantik köşelerinden biri burası olabilir. 
Antkh pansiyonda kalanların gördüğü manzarayı anlatamıyorum, hatırladıkça tekrar yaşıyorum.
Orda kalmadığı için herkes ağlamaklı olunca kaptan ağzımıza bir parmak bal çaldı. 
Ankth Pansiyon / Cafe
Teknemiz oraya yanaştı ve kafenin el yapımı dondurmalarından tatmamız için yarım saat mola verildi.
Sevgiliyle aşk yaşama köşesi olarak akıllara not edildi:)
 
 
Deja Vu Bar
 
Tekne limana yanaşınca henüz odaya gitmek için erken bir saat olduğundan deniz ne kadar maviydi adlı konuyu ellinci kez konuşmak için "swimming pool" adında mavi bir kokteyl eşliğinde güneşi bu barda batırma kararı aldık.
Şerefe:) 
 
 
Bi Lokma
20 basamak tırman, yine bir bahçeye açıldı kapılar.
İki kişilik meze tabağı mekanın favorisi. 
Bütün yemekler güzel görünüyordu ve fiyatlar makul.
İki kişi 100 tl yi bulmayan bir fiyat ödedik, alkol buna dahil.
 
 
 
Hide Away Bar
Sessiz, sakin arka bahçe gibi bir mekan.
Adından belli, tam kaçış noktası.
Keyifli bir mojito saati için çok ideal.
Karmaşa yok, kalabalık yok, hengame yok, keyif çok.
 
 
 
Ehl-i Keyif ve Echo Bar
Ehl-i Keyif daha çok çiftlerin tercih ettiği yemekli bir canlı müzik mekanı. 
Tabii ki açık havada. 
Sempatik görünüyordu. 
Echo ise dans etmek isteyenlere hitap ediyor.
Biraz pop-rock bir mekan, misafirler daha genç, kapıda sosyalleşme başlıyor, ellerde bira, bellerde sarmaş dolaş aşk, kafalar bir sağa bir sola, kafa nereye biz oraya...
 
 
 
Not: Düşler Akademisi engelliler kampı bu yaz Kaş'ta. 
Tüm engelliler aklınıza gelen her aktiviteyi yapıyorlar. 
Cesurlar ve becerikliler. 
Dalıyorlar, çıkıyorlar, yüzüyorlar, at biniyorlar, kano yapıyorlar, yamaç paraşütü yapıyorlar. 
Peki ya ben? 
Ben korktuğum için ve en yüksek atlı karıncaya binebildiğim için tabii ki bunların hiçbirini yapamıyorum.
Belki ilerde bir gün Kaş'a yine geldiğimde ruhsal engellerimi kaldırabilmeyi diliyorum. 













4 Ağustos 2014 Pazartesi

Belki Ağustos

Belki bu Ağustos beklediğinden de güzel geçer...

Kim bilir? 

Belki ansızın bir yeşil ışık yanar, polis "geç" der, kafandaki trafik rahatlar. 
Sırılsıklam başlayan bu ay, sıcacık biter belki. 
Belki aniden kalabalıklaşan İstanbul'dur çaren.
Belki bir haber alırsın, aklın çıkar, belki de hayırlısı buymuş der dilin.
Belki bir anda kapı çalar, gelmez dediğin gelir, olmaz dediğin olur.
Belki yeni bir işe girersin, yepyeni bir sayfa açarsın Ağustos ayında, heyecan duyarsın. 
"Bıktım" dediklerine daha sıkı sarılırsın belki.
Neler vazgeçilmezindir görürsün, kim olduğunu, ne olmak istediğini daha iyi anlarsın belki. 
Belki nazlandığın bir davette yarım saat içinde "iyi ki geldim, iyi ki burdayım" dedirtir sana Ağustos. 

Bir anda yollara düşersin belki, valizin dolar yine, bir tatil daha çıkar belki piyangodan...
Belki evlisin, belki bekar. 
Belki aşıksın, belki henüz hiç olmamışsın.
Belki bir yaz aşkı yaşarsın ummadık bir anda. 
Bir köşede, bir kafede, metroda, tatilde, yan şezlongta, uçakta, pazarda, markette çıkar belki karşına. 
Bir mesaj gelsin diye gözünün ucu telefona yapışık yaşarsın. 
Şarkılar söyler ruhun, hayata ritim tutar kalbin. 
Belki de yaz aşkı, kış aşkına döner.

Kim bilir? 

Senden daha deneyimliyim dediğin sollar seni, ummadık taş baş yarar belki, şaşar kalırsın.
Bir buket çiçek ısıtır kucağını, bir gülümseme yapışır kalır yüzüne belki.
Yine bir "imkansız" ı imkanlı kılar belki Ağustos.
Belki daha önce gitmediğin bir kara parçasıdır artık en sevdiğin yer. 
Yepyeni bir kokuyla, yepyeni bir dokuyla tanışırsın belki.
Bir heyecan dalgası sarar gögüs kafesini, nefesini tutar beklersin belki.

Kim bilir? 

Tuttuğun bir dilek kabul olur belki.
Belki bir falcıdır Ağustos, bir kahve içersin ve tüm sorularını cevaplar.
Ağustos senin değerini bilir, tam da hakettiğini düşündüğün gibi yaşatır seni belki.
Hayatın boyunca sahip olacağın en değerli varlığı kucaklarsın ve Ağustos'ta üç kişi olursunuz belki.
Ya da "müjdeler olsun" bu Ağustos belki. 
Daha önce denediğin tutmadı, vazgeçme, yine çağır, inan, dene.
Bu Ağustos senin mucizen belki.

Kim bilir? 

Canın acıyor belki, yaran kanıyor, dur bakalım, Ağustos'ta biri öper, geçer belki. 
Belki de üç vakte kadar diye kurduğun hayalin tam üçüncü vaktindesin, vuslata beş var belki. 
Bir resmin en güzel yerisin, bir evin vazgeçilmezi, bu hikayenin baş kahramanı sensin belki. 
Belki bir tablonun yaşlı adam'ısın, seni üzmesin yaşlanmak, belki de olmazsa olmazı sensin, değil mi? 

Kim bilir? 

Ağustos bereketiyle, uğuruyla gelir belki. 
Belki en sevdiğin bu ayda doğmuştur. 
Belki "O" dur Ağustos. 
Belki de Aslan burcu olduğu için hayata sımsıkı tutunmuştur. 
Zor günlerinde aslan cesaretidir belki ona yardım eden, senin korktuklarına aslanlar gibi kükreyip, gülüp geçiyordur belki.
Sana can verendir, hayatının demir başı, nefesin, kıyamadığın, gözünü kapatıp açarken ilk aklına gelen, boğazındaki düğüm, kalbinin taa en içidir bu "aslan" belki. 
Belki de bu sebepten bir Ağustos yazısı düşmüştür kaleminden.
Yine yeniden bir kıyağı dokunmuştur sana belki...

Kim bilir? 


28 Temmuz 2014 Pazartesi

Hayat Bayram Olsa



Mutlu, musmutlu, dedeli, anneanneli, babaanneli, analı, babalı, halalı, amcalı, teyzeli, dayılı, evlatlı, torunlu...

Huzurlu, kalabalık, ikramlı, harçlıklı, el öpenlerin de öptürenlerin de çok olduğu...

Tatlı yiyip tatlı konuşulan, sofradakilerin ihtiyaçlı kimselerle de paylaşıldığı...

Rahmet isteyen her bir göç etmiş kahramanın ziyaret edildiği...

Şekerleme reklamlarındaki gibi hiçbir aile büyüğünün ziyaretçisiz ve boynu bükük kalmadığı...

Renkli çiçeklerin süslediği bayram evlerinin duvarlarına sıcaklık işlemiş...

Mutfaklarından gelen iştah kabartan kokuların baş döndürdüğü...

Hastaların taburcu olduğu, sağlıklı haberlerin müjdelendiği...

Kazadan, beladan uzak...

Her seneye nasip olan...

Yaşadığımız her an ve anıya şükredeceğimiz...

Beyaz, bembeyaz barış güvercinlerinin uçacağı bir bayram diliyorum. 

Not: Bir kapısı olsaydı şehrimin şu an tereddütsüz kilitlerdim:)
Tatile gidenlerin ardından çırılçıplak bir İstanbul'da keyif yapmak, istediğin restoranın deniz kenarına en yakın yerinde saatlerce oturmak, arabayı istediğin yere parketmek, ibb trafiği yemyeşil görmek ve bisikletle caddelerin tam ortasında korna yemeden gezmekte bir bayram:) 

O zaman ne diyoruz? 

Hepimize iyi bayramlar. 

22 Temmuz 2014 Salı

Hayat Güzeldir

Sevgi, birinin saniyelerle yarışarak seni araması, meraktan yerinde duramamasıysa...

Güven, senin için senden daha çok endişelenen bir çemberle çevrilmekse...

Dostun, sana birşey olmasın diye tahtalara vuransa elini...

Huzur, en derininde, taa kalbinde gizliyse...

Hüzün, bir süreliğine izin vermişse sana, saklanmışsa incecik bir tülün ardına...

Ne kadar uzakta olursan ol, hala annenin yumuşacık sesiyse seni sakinleştiren...

Aniden yükselip, aniden yatışıyorsa tüm korkuların...

Ve telefonundan sıcacık bir samimiyet geçiyorsa ruhuna...

Güneş ısıtıyorsa üşüyen her bir hücreni...

"Ben yanındayım" diyen her temiz kalp için 

Buz gibi bir bardak al eline
Kapa gözlerini
Aç en sevdiğin müziği
Ve şükret

Yaşıyorsun demektir. 

18 Temmuz 2014 Cuma

Teşekkür Ederim

Teşekkür etmek istiyorum.

Blr haftadır susmayan telefonlar, sayısız arkadaşlık isteği ve destek mesajları için gerçekten toplu teşekkür etmek istiyorum.
Çok şükür ki benim ne demek istediğimi anlayanların oranı, anlamak istemeyenlerin oranını döver. 
Ne halk kahramanıyım, ne cemaat sözcüsü, ne barış elçisi... 
Sadece duygularımdı kalemimden dökülen. 
İyi ki de dökülmüş, harika insanlarla iletişime geçtim. 
İnanılır gibi değildi ama Moskova, Bakü, Toronto, Fransa gibi yurtdışında yaşayan kişilerden tebrik ve destek mesajları yağdı. 
Endonezya, Çin, Birleşik Krallık, Yunanistan, Polonya, Amerika, Meksika, İsviçre blogumu tıkladı. 
Yazı iki günde 10.000 e yakın görüntülenme aldı. 
Çok mutlu oldum inanın umut doldum...
Herkese cevap yazmaya çalıştım, gözümden kaçıp yazamadığım olmuşsa bağışlasın lütfen. 

Ve tabii ki madalyonun öbür yüzü az da olsa gösterdi kendini. 

İnşallah ölürsün, aç kalırsın, baban tutuklanır gibi mesajlara verilecek cevabım yoktur. 

Uğur Koşar okuyucusuyum. 
"Allah De Ötesini Bırak" en sevdiğim kitap, kalbi yumuşatmaya iyi geliyor, tavsiye ederim. 

"Sen boşver bu işleri, aşk meşk yaz" demiş biri de ... 

Küçümsediği ben miyim, aşk mı bilemedim.. 
Ancak keşke "aşk" ima ettiği kadar basit ve sıradan bir konu olsaydı. 
Oysa bence o da yüzyıllardır süregelen, toplumların kaderini değiştirmiş, gayet komplike ve iki artı iki dört etmeyen bir konu. 

Şu an aşktan bahsetmiyim ama satırlarımı belki gülümseyerek, aşkla bitirebilirim. 

İlk erkek arkadaşım, ilk aşkım dindaşım değildi. 
Heyecandan ölürdüm her buluşmamızda, gizli kapaklıydı, daha da heyecanlı oluyordu haliyle. 
Çok güzel yıllar paylaştık. 
Dün gibi gözümde. 
Beraber büyümüş gibiydik. 
Derken o oldu bu oldu ve ayrıldık. 
Bir daha da kimseye o kadar saf duygularla aşık olamadım. 
Belki okuyordur, buradan selam olsun ona. 
Her neredeysen umarım keyfin yerindedir ve çok iyisindir. 
Bil ki genç kızlık hatıralarımın en beyaz en saf yeri sensin. 

Sayfama konuk olan herkese satırlarım açıktır, iletişim içerisinde olduğumuz için de müthiş heyecanlı ve mutluyum. Yepyeni insanlar tanıdım şimdi bunun tadını çıkarma vakti. 

Geleceğe Not: 
Son gelişmeler ve çaresizliğin resmedilmiş kareleri iç burkuyor, kalp deliyor, insanı delirtiyor. 
Çok ama çok üzgünüm olanlar için. 
Kimsenin bunları haketmediğini düşünüyorum. 
Güzel günler gelsin istiyorum, hadi nolur "yeter" diyorum. 
Dualarım korkudan titreyen ve ağlayan her çocuk için. 
Umarım, kimsenin kalbi ve inancı ölen çocuklar için üzülemeyecek kadar taşlaşmış olmasın. 
Diliyorum, canı gönülden diliyorum. 
Bir gün devletleri "tek bir çocuk bile öldüğünde yaşamaktan utananlar" yönetsin, yönetebilsin, bunu gerçekten diliyorum. 
Barış dolu, omuz omuza yarınlara.

Sevgilerimle...



11 Temmuz 2014 Cuma

Yıldız Tilbe'lere Not

Ne kadar acı, ne kadar gaddar, ne kadar kalpsiz açıklamalar okuduk, ne kadar talihsiz, ne kadar cahilce hem de bir "sanatçı"nın kişisel iletişim sayfasından...
Yıldız Tilbe'nin neler dediğini tekrar buraya yazıp sayfamı kirletmek istemiyorum ama esefle kınadığımı ve okudukça da düştüğüm hayreti paylaşmak istedim.

Bu nasıl bir nefret? 
Bu neyin hıncı, garezi? 
Bu nasıl merhametsiz ve cahil bir beyin? 
Bu nasıl bir kara kalp? 

Sen mi yazıyorsun gerçekten o aşk dolu sözleri, şarkıları? 
Kalbinin hangi yeri sustu da bu derece kindar oldun? 

Müslüman, yahudi, ermeni, hristiyan, alevi, sunni kimse kim, ne farkeder? 
Sonuç insanlar ölüyor ve sen sevinebiliyorsun, ohh iyi ki ölmüş canıma değsin diyebiliyorsun, Hitleri alkışlayabiliyorsun, hatta yaptıklarını az bile buluyorsun. 
Elinde olsa daha beterini sen yapacaksın yani? 
Ve senin adının önüne "sanatçı" ibaresi konuluyor. 
Sensin yani bu topluma ışık tutan, geleceğe örnek olan, yaptıkları ve yapacaklarıyla ölümsüzleşecek olan!!!
Acaba koysam önüne üç tane siyah beyaz resim hangisi Hitler çıkarabilir misin? 
Sana "Hitler neler yapmış niye yapmış allahaşkına anlatsana" desem, iki cümleden öteye geçer mi genel kültürün? 
Neyin kafasındayken, hangi dünyadan yazıyorsun o satırları acaba? 
Senin dinin sana nefreti mi buyuruyor? 
Senin Tanrı'n sana diktatörlüğü mü emrediyor?
Ben üç dini de okudum, senin ki hangisi çıkaramadım ama. 
Benim ne dinim ne inancım ne de kişiliğim kötüye kötülükle cevap vermeyi öğretmedi bana. 
Sen şöyle iğrençsin böyle zavallısın gibi hakaretlerle kendimi yıpratamayacağım çünkü o kadar değerli bir şahıs değilsin ama bil istiyorum... 
Sen ve senin gibi düşünenler okusun istiyorum. 

Şu an akrabalarım İsrail'de bomba sesleriyle yatıp kalkıyorlar, güvende olduklarını biliyorum ama onlar adına endişeleniyorum, korkuyorum.
Arkadaşlarım dünyanın en keyifli aktivitesi için, harika bir dans festivali için ordalar, onların da güvende olduklarını biliyorum ama sirenler çalıyor, sığınaklara inip çıkıyorlar, dualarım onlarla beraber, korkuyorum.
Bir kalbim olduğu için Filistin'de patlayan bombalar için de korkuyorum, güvendeler mi bilmiyorum, inşallah kimse ölmez diyorum. Ağlayan bir iki çocuk resmi görünce lütfen dünyada barış olsun diye dilemekten başka ne kalıyor geriye? 
Ohhh iyi ki öldüler, gebersinler mi diyeyim? Bu mu insanlık anlayamıyorum. 

Bizim medya, dünyanın en taraflı yayınlarını yapıyor. 
Geçenlerde İsrail'de ikisi 16 biri 18 yaşında olan üç genç, okul dönüşü yolda kaçırılıp, öldürülüp kuyulara atıldı. Facebook sayfasında bunu paylaşanlar sayesinde bundan haberdar olan Müslüman arkadaşlarım "n'olmuş ya, kim o çocuklar?" diye sordular. 
Çünkü kimsenin haberi yok. 
Sadece İsrail, Filistin' i bombalıyor, ah nasıl da kötü insanlar sanılıyor. 
Kim ki o çocuklar? 
O çocuklar sadece İsrail'de yani bir savaş ülkesinde doğmuş olmanın bedelini okuldan eve dönerken ödeyen üç çocuk. 
Hangi gazete yazdı, hangi haber bülteninde ağlayan İsrailli bir anne var? 
Ama İsrail askerinin tüm uyarılarına rağmen sınırda gezen çocuğu dövdüğü sahneler defalarca kez gösteriliyor. 
Tüm haber spikerleri en acıklı mimikleriyle "ve yine bir Filistin'li çocuk suçsuz olmasına rağmen hunharca katledildi" anonsunu geçiyor. 
Yahu haber ediyor, şu evin orayı boşaltın, bombalayacağım deniliyor, ne kadar kibar İsrail askeri, davetiye gönderiyor demiyorum ama çok seviyorsan ve önemsiyorsan halkını koru, çek oradan diyor, önceden haber veriyor, sen ne yapıyorsun? 
Tüm çocukları koyuyorsun verilen adrese sonra eyvah çocuklar öldü. 
Kimseyi ve hiçbir kesimi korumuyorum, sadece her haber bu derece taraflı yapılırsa böyle kötü kalp sahipleri artar, artacaktır. Bu korkunç birşey, barışa yaklaşacağımıza, uzaklaşıyoruz.
Ona üzülüyorum. 

Benim çevremde hiç ırkçı biri olmadı, hayatımda dinimi, inancımı savunmam gerekecek bir durumda da hiç kalmadım ve bu konuda şanslıyım. 
Son derece medeni ortamlarda, benden bile daha medeni insanlarla örülü çevrelerde bulundum. 

Dilerim, bu gibi düşüncelere sahip olan, ayrımcılık ve ırkçılık ateşiyle yanan insanların da dünyasına güneş doğar, yürekleri parlar, evleri, düşünceleri aydınlanır. 
Kalplerine sevgi tohumları ekilir, hayatlarında barış rüzgarları eser. 
Anlayış, hoşgörü ve empatiyle yaşayıp hayata baktıkları pencereyi değiştirirler. 
Dostluğun, arkadaşlığın, insanlığın ayrı dinlerde olup aynı dili konuşabileceği bilinci tüm zihinlere yerleşir.

Ne denir başka? Allah duaları kabul etsin ve bitmez denilen savaş bitsin!